11 Aralık 2007 Salı
Bir süredir reklamı yapılan, yayın hayatına başlayacağı söylenen ‘TARAF’ gazetesini dün aldım. Altan’ların yönetimde olacağı bir gazeteden fazla bir beklentim yoktu. Yanılmadığımı gördüm. Gazetenin kâgıt kalitesi ve spor sayfaları iyiydi. Hepsi o kadar. Yani dağ fare doğurmuştu.
II. Cumhuriyet adı altında Avrupa Birliği’ni idealize eden, ülkemiz için tek reçete, halklar için kurtuluş olarak öneren, kabaca kapitalizmin ‘iyi’ olabileceğini savunan postmodern düşüncelere yabancı değiliz. Bu konuda çok yazıldı, halen yazılıyor.
Taraf gazetesi Radikal gazetesinden çok faklı değil. Elbette ben her gazetede okunacak, faydalanacak araştırma yazıları bulurum. Her gazetede ‘istisnalar’ olabilir. Ama ne Radikal adı gibi radikaldir, ne de Taraf gazetesi ezilenlerin tarafındadır.
Birkaç yıl önce Mehmet Altan’ın bir söyleşisini dinlemiş ve savunduğu tezlerini, argümanlarını eleştiren bir yazı yazmıştım. Günü geldi hatırlatmak için tekrar köşeme alıyorum.
Mehmet Altan’ın konuşmasından alıntılar:
“...Clinton’un Amerika’sı iyiydi. Bush’un Amerika’sı kötüdür...”. “Marksistler liberalizmi sevmezler. Oysa liberalizm kaynakların en verimli kullanıldığı sistemdir...”. “Bilgi toplumu yaratmaya yönelik olumlu örnek solcu Tony Blair’dir..”. “Gelişmiş Avrupa ülkelerinde işçi sınıfının çalışanlar arasındaki oranı %15’e düştü. Orta sınıf büyüdü...”. “Birleşik Avrupa solun ütopyasıydı, gerçekleşiyor...”. “Türkiye’de düşünen, sorgulayan, araştıran insan (solcu) yok...” v.s.
Amerika ve Clinton
Mehmet Altan, Amerika’nın son otuz yıllık suç bilançosuna baksaydı, Clinton
Amerika’sının “iyi” olmadığını görür, iyi kovboy, kötü kovboy karşılaştırması yapmazdı. 1990’lardaki ABD hükümetleri, Demokrat Clinton döneminde de, neo-liberalizme dayanan bir “Yeni Dünya Düzeni” arayışına girdiler. Bu çağrı yurt içi ekonomiden devlet müdahalesinin ve refah devletinin kaldırılmasını istiyordu.
YDD’nin doğurduğu küreselleşme tüm yerküreyi benzeşik “küçük bir köye” dönüştürürken, Clinton’un danışmanı Benjamin Barber’in deyişiyle dünya “Mc World” diyebileceğimiz ekonomik siyasal küreselleşmeye mahkum edildi.
ABD Mehmet Altan’ın söylediğinin aksine, Clinton döneminde de dünyanın zalim egemeni, ekolojik dengeleri bozan, doğayı kar hırsıyla kirleten tekellerin devletiydi. Bugün de öyle.
Liberalizm
Kapitalizm aynı zamanda liberalizmdir. Ama bu liberalizm birey özgürlüğü değil, Sermaye Liberalizmidir. Kapitalizm sadece bir mülkiyet biçimi değildir. O mülkiyet biçiminin önce mülk sahiplerine, oradan da tüm topluma benimsetildiği güç ve davranış patolojisidir.
Mehmet Altan’ın söylediğinin aksine Marksizm, geçici dönemler hariç liberaldir. Çünkü sosyalist sistemde kapitalizmde olduğu gibi bireysel ve toplumsal kararların önünü tıkayıcı, güçlü sermaye dayatmaları yoktur.
Tony Blair
Sokaktan herhangi bir insana sorsanız Tony Blair’in solcu olmadığını söyler. İngiltere’de parlamenter demokrasi (diğer kapitalist ülkelerde olduğu gibi) büyük bir aldatmacadır. Kapitalist sistemlerde devlet mülkten arındırılmış olup, süzgeç devlet olarak çalıştırılmaktadır. Tony Blair İngiltere’sinde de vergiye dayanan devlet, hem kamu hizmetlerinin miktarı, hem de bileşimi açısından dolaylı bir biçimde hakim sınıfların hegemonik baskısı altındadır.
Tony Blair, kendisinden önceki sağ hükümetleri aratır hale gelmiştir. Uyguladığı ekonomi-politika ‘sağ’dır. Irak savaşına Amerika ile birlikte katılmak için milyonlarca barış yanlısı yurttaşını hayasızca eleştirmektedir.
Tony Blair’i savunmak, övmek ABD’nin işidir, Mehmet Altan’ın olmamalıdır.
İşçi Sınıfının Oranı
Mehmet Altan’ın gelişmiş kapitalist ülkelerde, işçi sınıfının, çalışanlara oranının %15’e düştüğünü söylemesi basit bir bilgi eksikliği değildir. Bu yalan bir sonraki söyleyeceğine ön hazırlıktır. Oysa rakamlar böyle söylemiyor. Avrupa’da işçi statüsünde çalışan sigortalı insan sayısı %15 değil,
%50’nin üzerindedir. Orta sınıf söylediğinin aksine büyümemiş küçülmüştür.
İngiltere 1995’te Gallup’un yaptığı bir araştırmada toplumda sınıf savaşımının hala var olduğuna inananların oranı %81’dir. 23 Aralık 1996’da “The New Statesman” gazetesinde ABD’de Çalışma İstatistikleri Bürosunun bulguları yayınlanmıştır. Buna göre ABD’de işçi sınıfının şekil ve isim değiştirerek, mutlak sayısının arttığı gösterilmiştir.
Avrupa’da, Amerika’da, Japonya’da robotlar inşaatlarda, karayollarında, madenlerde, metro istasyonlarında, temizlik işlerinde, fırınlarda, berberlerde, butiklerde v.s. işçilerin yerini henüz almadı. İşçiler sınıf atlamadı. (Avrupa ülkelerindeki devlet istatistik enstitülerinin verdiği, sigortalı işçi oranlarını Mehmet Altan’a isterse iletebilirim.)
Birleşik Avrupa
Avrupa Devletleri arasındaki birlik, çalışanların değil sermayenin birliğidir. Mehmet Altan’ın dediğinin aksine sosyalistlerin ütopyası bu değildir. Küreselleşme, Yeni Dünya Düzeni, Globalleşme-küreselleşme kapitalizmin gelişme seyrinde aldığı yeni biçimlerdir. Sosyalizmle uzaktan yakından ilişkisi yoktur.
Kapitalizm bir sistemdir. Üretim araçlarının mülkiyet biçimine göre yapılan tanımlama çerçevesinde iki sistem vardır: Kapitalizm ve Sosyalizm.
Sosyalizm, sosyal demokrasi değildir. Sosyal demokrasi, kapitalizmin, sermaye karşıtlarının bilincini köreltmek için uyguladığı bir aldatmacadır.
Tükenen sosyal demokrasi, artık “piyasa ekonomisi” yamaklığından başka bir anlam ifade etmemektedir. Sosyal demokrasi artık ölmüştür. Adlarını “Üçüncü Yol” olarak değiştirmeleri de bunun işaretidir. “İkinci Cumhuriyet”çilerin tezleri de eklektik ve Üçüncü yol’un taklididir.
Kapitalizm, hayat sürecini tamamlamamış güçlü bir sistemdir. Dünyanın en güçlü orduları, üniversiteleri, medya hizmetindedir. Zenginliğe ulaşma hayali vermesi yanında, adaletsizliğin kader olarak kabullenilmesi, kapitalizmin en büyük korunma mekanizmasıdır.
Sosyalist sistemin yıkılmasına rağmen Nato’nun hala korunmasını, silahlanma yarışının sürmesini, “Birleşik Avrupa”ya rağmen Avrupa ülkelerinin kendi ordularını kurmakta ısrar etmesini Mehmet Altan nasıl açıklayacaktır?
Yerküreyi tarih boyunca sömüren kapitalizm, bugüne çehre değiştirerek gelmiştir. Kapitalizm bugün, sosyal hakları törpülemekte, halklar üzerinde çok yoğun bir baskı uygulamaktadır. Avrupa’da çalışan Türkiyeli göçmen işçiler, “Alamanya artık eski Alamanya değil” derken bir gerçeği ifade etmektedir. Almanya, Fransa, İngiltere son yirmi yılda çalışanlarının sosyal haklarında çok ciddi kısıtlamaya gitmişlerdir. Bu, sermaye üzerinde olmamıştır.
Son Söz
Reel Sosyalizme gelince, tarihsel olarak henüz kapitalizmin tam olgunluğa erip, süresini tamamladıktan sonra ortaya çıkması gereken bir rejim, tarih sahnesine erken çıkmanın sıkıntılarını yaşadı. Çarlık Rusyası’nın sosyo-genetik kirliliğini temizleyemeden batı dünyasından gelen acımasız rekabet, dışlama ve yıldırma politikaları bu krizdeki etkenler arasındaki önemli ögelerdir.
Solun reddi, sağa geçmekle olabileceği gibi, kapitalistlerin ekmeğine yağ sürercesine sol ideolojinin içinin boşaltılması ile de gerçekleşmektedir.
Bu mücadelede kapitalizme hayıflanmak yersizdir. Zira kapitalizmin mücadele stratejisi etik ruhtan yoksundur. Sorun kendini sol olarak tanımlayan, kişilik bunalımı ve parçalanması yaşayan kesimdedir. Mehmet Altan bunun iyi bir örneğidir.
Bu kesimin statükoyu eleştirmesi, faşizan baskılara, insan hakları ihlallerine karşı çıkması, bu konuda duyarlı olmaları takdire şayan olabilir. Ama bu nihai çözüm için yaptıkları önergelerin doğru olduğunu göstermez.
Not: İzzettin Önder, Temel Demirer, Sibel Özbudun’un makalelerinden ve Özgür Orhangazi ile Cahide Sarı’nın derlediği “21. Yüzyılla Gelenler” adlı kitaptan yararlanılmıştır.
___ Adil OKAY __

1 Comment:
Sistemleri ve realiteyi yaratan bireydir. Bu bireylerden oluşmuş kollektif bilinç içinde bulunduğumuz gerçekliğin yapıtaşıdır.
Yapının değişmesi için bireyin değişmesi gerekir. Dışarıda olanı yargılamak, eleştirmek kolaydır, zor olan ise kendimizden yola çıkmak, kendi içsel devrimimizi gerçekleştirmektir ki bu da bildiğimiz anlamda "benliğin" transforme olmasını gündeme getirir.
Mikro ve makro hesabı, tüm gerçeklik içimizde devinmekte..neyse , yorumun bundan sonrası soyut kaçabilir o yüzden burada kesiyim...sevgiler...
Post a Comment