07 Ekim 2007 Pazar

Ezilenlerin Somurtkan Kurtarıcıları

Ne kadar asık yüzlü ve hoşnutsuzlar hep. Oysa tüm insanlığı kurtaracaklar, yukarıda kalan, aşığıya öğretmeye çalışan ve başkalarının üzerine basıp yükselen kibirleriyle insanlığın eşit olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Kara bayrağın yandsıyışının renklerine, rengarenk umuduna, gerçek özgürlüğe, kadın olduğunu, erkek olduğunu, insan olduğunu, tutkuları ve coşkuyu paylaşmaya hazırken herkes onlar iki asırlık ideolojik dökümanları hatmedip zihinlerini kutsuyorlar. Karanlık dedikleri mistik öğretiler, ideolojiler, teokrasi gibi ezber cümlelerini reddetmeyi bırakın sorgulasanız köpükler saçar ağızları. Her tarihe gömülmüş veya gömülecek sömürü ideolojisini lanetlerken ve hür fikir sloganları atarken kendi fikirlerinin üstünlüğüne öyle iman ederler ki dogmadır artık, yargılanamaz, tartışılması gereksizdir, okudukları ve esas aldıkları kitaplar her ne ise o günden bugüne hiçbirşey değişmemiştir. Sanki diyalektik düşünceyi bulmalarıyla birlikte tarihsel gelişim süreci durmuştur da, dünya kolay analiz edip değiştirebilsinler diye aynı kalmayı tercih etmiştir. Yenilikten korkarlar özgürlükten korktukları kadar bu üzgün özgürlük savaşçıları. Dünya üzgün, karanlık bir yadsımadır onlar için, umut kırıntı halinde bile işkenceyken daha da ileri götürüp mekanik bir geleceğin peygamberliğine soyunurlar. Tutku, coşku yasaklanacaktır belki, hatta değişim fikri yeterince güvenli değildir ama özgürlük adınadır yaptıkları herşey, onların içi geçmiş ezbere sloganları getirecektir eşitliği. Eşit ama aynı zamanda aynılaştırılmış bireyler özgür müdür sizce? Devletin ve aynılaştırılmanın olduğu, insanların modellere uymaya şartlandırıldığı zorlanmasa bile, bir ideoloji sömürü değil midir? İster sermaye sınıfı yönetiyor densin, ister emek sınıfı bir yöneten olması yönetilecek bir alt kademenin varlığıyla mümkün ancak. Evet, onlar eşit olabilmemiz için bizi yönetmek isteyenlerdir, böylece özgür olacağımızı söyleyenler.

Sahte bir umudun manifestolar sloganlar ezberlemiş müritleriyle herhangi bir diktatör kadar beslenmiştir egoları.

Herhangi bir tirandır özgürlük getirme, özgüreştirme saplantısı olan. Başkaları adına eşit bir yönetimin erki olmayı hayal eden iyi niyetli çelişkinin yanlışlıkla yapılmış kötülükleridir örnek aldıkları tüm pratikler. İnsanlık kurtarılacaktır ve gerçek de özgürlük dedikleri insanlığın onlar gibi düşünenlerce eşit olarak yönetilmesidir ancak. Sanki gizliden derler ki efendilerden kurtulmanız için ancak önerdiğimiz devlet sisteminin kölesi olmanız gerek. Böylece efendiler önünde değiil kendi yönettiğinizi düşündüğünüz bir efendiye diz çökmüş olursunuz, kendinizi köleleştirme özgürlüğünüzü kullanırsınız. Evet, özgür köleler sizi, ama, bu sefer en azından sermaye sınıfı sömürmeyecek diye avutabilirsiniz kendinizi. Bu dedikleri aslında sömürüye kızdıklarından mı, yoksa sömürenin onlar olmamasına kızdıklarından mı asla anlayamadım. Bu da benim devrimci birikimimin yetersizliği sanırım. Onları onlayacak düzeyde değilim çünkü başkalarının onları suçladığı kadar ütopist bir oportünistimdir tartışmak gerekirse.

Kadın sermaye sınıfının elinde namusun edilgen nesnesi, mülkiyet sisteminin miras aktarımı üzerine kurduğu bir ahlakın kurbanıdır, evet, aynı fikirdeyizdir ama kadının cinselliği konusunda herhangi bir kilise ile aynı tutumlarında değil. Kadın cinsel bir obje, mirasın doğru aktarılması için uydurulmuş bir namusun kölesi olmadığı gibi cinsel kimliği korkuları tutkuları çelişkileri beklentileri bir iki karanlık yanı olmayan bir makine de değildir. Aynı namus anlayışını farklı değer ve cümlelerle dayatmak özgürlük hiç değildir.

Müzikte, felsefede, edebiyatta ve sinemada yeni tabular getirmek de özgürlük getirmek değildir. Asık suratlı bir bilim öğretiyle zincirlenmiş bir toplum yerine hayata ve üretime dair karşılıklı uzlaşmlarla yerine getiren yaşamın ve nisan olmanın kusurlarını da kabullenip yaşayan ve paylaşan bireyler olmalı amaç bence. Asık suratlı bilimselliğin özgürlük diye dayattığı zincirler değil. Ciddi ve gerçekçi olmak gülümsemenin hayatın liriğini hissetmenin engeli değil ve olmamalı. Yaşayın ve gülümseyin taviz vermeden düşündüklerinizden.

İFADELER ve İDEOLOJİK ARKA PLANLARI– 1 ( Ezber Bozmak)

İFADELER ve İDEOLOJİK ARKA PLANLARI– 1

EZBER BOZMAK

“Ezberi bozmak gerekiyor”. Bu sözü son zamanlarda ne kadar çok duyuyoruz değil mi? Televizyon ekranlarında, radyoda, gazetelerde, aydın(cık)lar arasında, arkadaş sohbetlerinde koro halinde bir ezber bozmak diye tutturulmuş gidiliyor. Tepeden tırnağa bütün ezberlerimizi bozuyoruz, modernleşiyoruz, dogmalardan kurtuluyoruz, ilerliyoruz, bizi gerileten unsurlardan sıyrılıyoruz mu? Acaba.

İfadelerin ve olguların olumsuz yanları olduğu gibi olumlu yanlarıda mevcuttur. Ezber bir kişinin ya da bir siyasetin önünü görmesini engelleyebilir, günün gelişmelerini ve değişen dünyayı kavramasını güçleştirebilir, toplumdaki dinamiklerin farkına varmasını engelleyebilir. Ama ezber aynı zamanda bir siyasi tutumu, siyasi iradeyi ve kültürü de ifade eder. Pratik mücadele sonucu elde edilen tecrübe ve bilgi ile refleksif davranışları da kazandırır. Mücadele sahasında hareket edebilme avantajı sağlar.

Bütün bir siyaseti ezber üzerinden değerlendirmek yanılsamaya neden olur. Siyaset ve ideoloji bir sözcüğe, olguya indirgenemeyecek ölçüde ciddi bir bilimdir. Burada tartıştırmak istediğim asıl mesele tekerlemeye dönüşen bu ifadenin arkasında nelerin yattığı. İnsan zihninin nasıl biçimlendirildiği ve özellikle sol-sosyalist kesimde bu tartışma sonucu oluşan zihin karışıklığı ve bellek yitimi.

Devlet hegemonyasını, yalnızca devletin araçlarıyla baskı ve şiddet kullanarak oluşturmaz. Ayrıca dille oynayarak, iletişim araçlarıyla var olan kanalları kullanarak, toplumun kodlarıyla birleştirip ya da yeni kodlar kullanıp, ideolojik söylemini yayarak zihinleri kontrol etmesi ve biçimlendirmesiyle insanın, toplumun onayına dayalı bir hegemonya sistemi oluşturur. Bugün tüm bu olumsuzluklar karşısında insanların şikâyet ettiği halde neden harekete geçmediğini, iktidarı onaylamasını, devleti kutsallaştırmasını burada araştırmak gerekiyor.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yıkıldıktan sonra o günlerde bir ifade tüm dünyaya her dilde yayıldı. “ İdeolojiler çağı bitti”. Sovyetlerin yıkılmasından sonra oluşan moral bozukluğu ile birlikte bu ifade ezilenlerin, başka bir dünya özlemi çeken insanların umutlarını da bitirmesi gerektiğini amaçlıyordu. Ancak bu ifadenin kendisi bile ideolojinin bitmediğini bize kanıtlıyordu. Çünkü ideolojiler bitti ifadesinin kendisi bir ideolojiyi, burjuvaziyi temsil ediyordu. Burjuvazi ortaya çıktığı andan itibaren kendisini farklı bir sınıf olarak gösteren şeyleri değiştirmeye çalışmıştır. Eskiden sınıflar arasında kastlaşma vardı. Her sınıfın kendine özgü bir giyimi, ırkı hatta dili vardı. Ancak bu sınıfsal yapının kendisi, biçimsel özellikleri nedeniyle, sistemi-devleti halkın gözünde tam anlamıyla meşrulaştıramıyordu. Burjuvazi bu biçimsel özellikleri kaldırarak, parlamenter sistemiyle, sıradan bir insanın bile devletin kurumlarına girmesine izin vermesiyle, eğitim sistemini tabana yayıp halkın gözünde meşrulaşmıştır ve artık ideolojiler bitti diyerek kendisini dahi gizlemeye çalışmaktadır. ‘Artık hepimiz biriz’ demektedir.

Bugün ortalıkta dolaşan ezber bozmak ifadesinin kendisi bir ezber olmuş durumda. Ezbersizliği dayatan bir ezber. İnsanlığın genel geçer bilgisini bir kenara iten, tarihsel belleği yok eden, bizim ayağımızı yerden kesen bir ezber. Kapitalizmin ideologları insanı ve toplumu kontrol edecek kodları belirleyip bu ve benzeri ifadeleri zihinlerimize enjekte ediyor ve ideolojisizleştirmeyi amaçlıyor.

Emperyalist kapitalist sistem muhalif ve kitlesel hareketleri kendisi için bir tehlike olarak görmüyor, asıl tehlike bu hareketlerin ideolojisinin olması, o ideoloji doğrultusunda eylem yapması. “Başka bir dünya istiyoruz” sözü sosyalist ideoloji doğrultusunda olduğu zaman anlam kazanır. Yoksa bu sadece muhalefet yapmak (Allahın verdiği nefesi boşuna tüketmek) olarak kalır. Baskın’lar, BAK’çılar, orijinal demokrasiciler tersinden değil dosdoğru bu sistemin devamlılığı için mücadele etmektedirler. 16 yaşında savaşlara, katliamlara, düşkünlüğe, sömürüye şahit olan bir çocuğun hangi ezberi bozulmak isteniyor. Bozmak istedikleri bizlerin rasyonel düşünme yetisini yok etmek, belleksizleştirmek, tarihsizleştirmek, direnç ruhunu yok etmek. Ciğeri üç kuruş etmeyenler çıkış yolu olarak üçüncü yolu öneriyorlar, dayatıyorlar.

Tek çıkış yolunu bizleri ifade etmesi, egemenlerin ve işbirlikçilerinin yüzüne haykırması için son sözü Rosa Luxemburg’a bırakıyorum.
“Ya barbarlık, ya sosyalizm”.


Fırat ERDOĞAN firat_82@yahoo.com

Pan-Anarşist Manifesto

Pan-Anarşist Manifesto
A.L ve V.L. Gordin
Manifest pananarhistov (Moskova, 1918)
Çeviren: Celal Kanat

Pan-anarşizm teorisine niteliğini veren geçmişin şiddetle reddedilmesi, İç Savaş dönemindeki belli başlı anarşist merkez olan güneydeki Harkov kentinde üslenmiş bir grubun, Anarko-Fütüristlerin manifestosunda daha belirgindir. Gordin kardeşler gibi, Anarko-Fütüristler de kurulmakta olan burjuva sonrası evreye uygun yeni bir sözlük ürettiler. Bakunin’le birlikte, evrensel yıkımın havarileriydiler; onun, “yıkma tutkusu yaratıcı bir tutkudur” inancını ve yeni bir dünyanın, eskisinin yıkıntılarından doğacağı inancını paylaşıyorlardı. Eskiden nefret ederek ve yeniyi yücelterek, bilinçli sarsma ve zorlama çabalarıyla, sanat ve kültürün toptan yıkılması çağrılarıyla, 1909’da Filippo Marinetti tarafından yayınlanan ünlü Fütürist Manifesto’yu yansıtıyorlardı.

Zaman zaman, onların dili Marinetti’ninkiyle, onun kısıtlandırılmış imgelemi ve çağlayan metaforlarıyla gerçekten de, adeta özdeşleşiyordu: “İtalya çok uzun zamandan bu yana, büyük bir ikinci el mal pazarı olmuştur. Sayısız mezarlıklarıyla, onu kaplayan sayısız müzeden kurtulmak istiyoruz...Yanmış parmaklarıyla o iyi kundakçılar gelsin! İşte onlar! Kitaplıkların raflarını ateşe verin! Müzelerin depolarına kanallar açın! Saygıdeğer kentlerin temelini yıkın!”

Pan-anarşizm sözlük anlamı olarak, her şeyi kapsayan anarşizm anlamına gelir; “pan” Yunanca’da “tüm” demektir. Pan-anarşizm kapsamlı ve eklemli bir anarşizmdir. Hükümetin olmaması idealinden, yani asıl anarşizmden ayrı olarak, başka dört ideali daha içerir: “herşeyin herkese ait olması”yla komünizmi; pedizmi, ya da çocukların ve gençlerin kölece eğitim cenderesinden kurtulmasını; kozmizmi (ulusal kozmopolitizm), ezilen milliyetlerin tümden kurtuluşunu ve son olarak da, jineantropizmi, yani kadınların kurtuluşunu ve insanileştirilmesini...Hepsi birlikte bu beş ideal, genel “pan-anarşizm” başlığı altına girerler.

Pan-anarşizm tüm toplumun –ekonomi, aile, okul, uluslararası ilişkiler ve hükümet kurumlarının- temelden yıkılmasını ve yeniden yapılandırılmasını amaçlayan ilkesel düzeydeki tüm toplumsal ideallerin, eylemlerin ve özlemlerin bir sentezini dile getirir. Ekonomik alanda pan-anarşizm, kapitalizmin yerini komünizmin almasını; toprakta, üretim araçlarında ve tüketim mallarında özel mülkiyetin kaldırılmasını getirir. Ailede, çokeşliliğin ve kadın ticaretinin yerini, birey olarak erkek ve kadın arasındaki gerçek sevginin alması; ayrıca da, ailede ve bir bütün olarak yaşamda, hem fiilen, hem de hukuken, erkek egemenliğinin sona ermesi, kadınların tüm çalışma ve sanat alanlarına özgürce katılımı ve onların, toplumun tüm nimetlerinden eşit olarak yararlanması demektir bu.

Okulda ise bunun anlamı, çocuklarımızı ve gençlerimizi dinsel ve bilimsel önyargılarla doktrinize eden şimdiki kitabi öğretimin yerini, gündelik yaşamda yararlı olacak; onlara özgürlük, özgüven, nesneleri özgünlük ve kafaca bağımsızlıkla yaratma yeteneği verecek pratik bir teknik beceri eğitiminin almasıdır. Ayrıca bu, anayurtlarıyla, devlet sınırlarıyla, ulusal ve özel toprak sahipliğiyle varolan toprak sisteminin yerini; ne anayurtların ne de sınırların olacağı, yalnızca bütün yeryüzünün ortaklaşa kendilerine ait olduğu özgür insanların özgür birliklerinin yer alacağı bir ulusal-kozmopolit düzenin alması anlamına da gelmektedir. “Bütün yeryüzü bütün insanlığa” –“bütün yeryüzü benimdir” diye ilan eden yağmacı ulusların toprak ve bölge taleplerine ve emperyalizmine karşı, pan-anarşizmin sloganı işte budur.

Hükümet (yönetim) örgütleri ve onların bireyle ilişkileri alanında pan-anarşizm, otoritenin, devletin ve her türlü zorlama biçimlerinin –mahkemeler, zindanlar, milisler, vb.- kaldırılmasından ve toplumun, gönüllü anlaşmalar ve dayanışmalar yoluyla yönetilmesinden yanadır.
Pan-anarşizm, Ezilen Beşler Birliği’nin idealidir. Tüm ezilenleri, baskının bu beş biçimi üzerinde yükselen şimdiki düzenin yıkılması için dünya çapında bir örgüt, bir Ezilenler Enternasyonali, bir Dünya Ezilen Beşler Birliği yaratmak için bir araya gelmeye çağırmaktadır. Pan-anarşizm, çağdaş toplumda ezilen beş grubun tümünün bir İşçi-boştagezer İşçi Enternasyonali, bir Gençlik Enternasyonali, bir Ezilen Milliyetler Enternasyonali, bir Kadınlar Enternasyonali ve bir Bireysel Kişilikler Enternasyonali içinde birleştirilmesinde ve ayrıca giderek tüm ezilenlerin eşitliği ilkesi temelinde kurulan ortak bir Ezilenler Enternasyonali’nin oluşumunda inisiyatif üstlenmektedir.

Pan-anarşizm bir toplu-yıkımdan, varolan toplumdaki bu beş baskı türünün tümünün ortadan kaldırılmasından yanadır. Bu yüzden, pan-anarşizmin amacı ezilenlerden bir grubun, öbürlerinin ezilmesi yoluyla, örneğin bir proletarya diktatörlüğü getirilmesiyle kurtulması değil; tüm ezilenlerin, tüm insanlığın, tüm aşağılanan öğelerin kurtulmasıdır. Üstelik, pan-anarşizm insanlığın kapitalizmin ve devletin boyunduruğundan, biçimsel eğitimin ve ev işlerinin boyunduruğundan, milliyetçiliğin boyunduruğundan da kurtulmasıdır.

Pan-anarşizm, çağdaş toplumdaki beş baskı biçiminin hepsini yıkacaktır: (1) ekonomik, (2) politik, (3) ulusal, (4) eğitsel, ve (5) ev-içi. Daha yalın olarak, pan-anarşizm ne zengin ne de yoksul, ne yönetici ne de yönetilen, ne köleleştirici öğretmenler ne de köleleştirilmiş öğrenciler, ne erkek efendiler ne de kadın köleler olmasını savunmaktadır. Pan-anarşizm için, bu taleplerden her biri eşit önemdedir. İster önderlik, ister tahakküm yoluyla olsun, biz ezilen öğenin bir başkası üzerindeki üstünlüğünü, pan-anarşizm insan varlığının özel bir sınıf ya da grup adına sömürülmesi olarak damgalamaktadır.

Ama, pan-anarşizm yalnızca, baskının bu beş biçiminden kurtulmak anlamına gelmiyor. Ezilen insanlığın şu iki aldatmacadan kurtulması anlamına da geliyor; dinin aldatmacası ve bilimin aldatmacası ki, bunlar özünde, aynı aldatmacanın, yani ezenlerin ezilenleri aldatmasının iki biçimidir. Pan-anarşizm din ve bilimin, dikkati baskı ve gerçek, somut dünyadan uzaklaştırmak; bunun yerine, kavranılamaz bir dünyayı, ya doğaüstü (din) ya da soyut (bilim) bir dünyayı koymak amacıyla uydurulduğunu açıklıyor. Pan-anarşizm, bilimi, yeniden şekillendirilmiş bir din ve doğayı da yeniden şekillendirilmiş bir Tanrı olarak görüyor. Bilim burjuvazinin dinidir; tıpkı, dinin soyluların ve köle sahiplerinin bilimi olması gibi.

Pan-anarşizm evrensel devletsizliği, kozmik anarşiyi, her yerde anarşiyi ilan etmektedir! Din ve bilimin her biçimi yalnızca burjuvazinin baskı buluşları, ezilenler için birer tuzak ve kapan, birer yem ve ökse olmakla kalmıyorlar. Bunlar ayrıca düzenbazca ve barbacadır, dar ve ahmakçadırlar, naif ve komiktirler, karmakarışık ve çelişkilidirler. Bilim, Avrupa vahşetinin ahmaklıklarından biridir; tıpkı, dinin Asyatik vahşetin bir ahmaklığı olması gibi...Bunların her ikisi de tek bir karışıklıklar ve çelişkiler dokusu oluşturmaktadır: Tanrı ve Tanrısızlık, neden ve nedensizlik; gerçek kurucu Tanrı ve “hiç”ten vareden, dolayısıyla olan, Tanrı-olmayan Tanrı; ilk nedene uzanan neden, böylece kendi kendinin nedeni olan ya da nedensizlik olan neden.

Tanrı ve Doğa insanın hayalinde yapılmıştır, antropomorfiktir. Eskimolar bunları bir beyaz ayı şeklindeki kendi avlarından türetmektedirler (dünya beyaz ayıdan türemiştir); İbraniler ise kendi mesleklerinden (marangoz, terzi Tanrı)...Newton, Kant ve Laplace doğayı Avrupa mekaniğine göre, Darwin ve Spencer İngiliz at yetiştiriciliğine göre (doğal seçme İngiliz at yetiştiriciliğindeki yapay seçme modelini izliyordu) öngördüler. Göklerin yönetimi ile doğanın yönetimi –melekler, ruhlar, şeytanlar, moleküller, atomlar, eter, Tanrı, ilahi yasalar ve doğa yasaları, güçler, bir bedenin bir başkası üzerindeki etkisi- bütün bunlar toplum tarafından bulunmuş, oluşturulmuş, yaratılmıştır (sosyomorfik).

Tanrı mutlak Asya hükümdarlığının bir imgesidir. Göksel yasalar, yıldızların yasaları, Asur ve Babil astrolojisi –bunlar imparatorların yasalarıdır. Doğa yasaları devletin yasalarıdır; doğal güç zorlamadır. Doğa’nın güçleri Avrupa’nın anayasal hükümdarlıklarını ve anayasal bürokrasiyi andırmaktadır; hatta doğa zaman zaman demokratik bir cumhuriyetin başkanını da andırmaktadır!

Pan-anarşizm evrenin ne insan, ne de toplum olduğunu öğretiyor. Onun ne başı ne sonu, ne kökeni (kozmogoni) ne nedeni, ne yasaları, ne kamçıyı andıran güçleri var. Evren ve her doğal görüngü her zaman “kendisi”dir; deyiş uygunsa, anarşist-bireysel ya da anarşist-komünisttir. Evren ve onun tüm görüngüleri kendiliğindendir. Evrende ve her görüngüde dışsal hiçbir şey, hiçbir zorlayıcı düzen yoktur; ama daha çok, anarşi, yani içsel (içkin) düzen, bağımsız ve kendiliğinden bir düzen vardır. Doğal güç yok, yalnızca eylemler ve çekimler vardır; nesneler, eylemler ve çekimler özdeştir.

Pan-anarşizme göre dinin ve bilimin temel hatası, birincisinin fantazinin, ikincisinin de aklın (zihinsel şekillendirmeler ya da soyutlamalar) ürünü olmasıdır. Bu yüzden, pan-anarşizm yalnızca duyguların hatta daha çok, adalelerin ve tekniğin hakiki olduğunu savunur. Pan-anarşizm yalnızca tekniği –sözün geniş anlamıyla tüm zanaatları, tüm pratik işleri vb. kapsayan tekniği (buna tüm-teknik denilmektedir)- halkın, çalışanların, ezilenlerin kültürü olarak kabul eder.

Toplumun incelenmesi bakımından, pan-anarşizm tüm sosyolojik yasaları ya da toplumsal evrimi ve gelişmeyi reddetmekte; bunların yerine, sosyo-tekniği, toplumun toplumsal deney yapma, iyileştirme ve yenileme hakkıyla kurulmasını koymaktadır. Teknikçiliğe bürünmüş olan pan-anarşizm, yalnızca tümden ve evrensel anarşi değil, aynı zamanda, şimdiki anarşi anlamına da gelir. Sosyal demokratik evrim ve reform yerine, sosyal devrim sloganını ileri sürer; şu altın anarşist kuralı savunur: Dosdoğru hedefinize gidin!
Öyleyse,
Yaşasın Pan-Anarşi!

Alıntı: Anarşiforum.org
Kaynak: Paul Avrich, Kendi Belgeleriye Rus Devriminde Anarşistler, Metis yay, 1992 , sayfa 57-61