11 Ekim 2007 Perşembe

İktidar kuşatma altında


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Bu iktidarın maalesef terörle mücadele konusunda siyasi iradesi yok. Olabileceği konusunda da benim kanaatim yok. Çünkü kuşatılmıştır bu iktidar" dedi. Baykal, Şırnak’ta meydana gelen saldırının ardından Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, "Terörle mücadelenin çok daha farklı bir şekilde sürdürüleceği" yönündeki açıklamasına, "Şu anda Başbakan yeni bir şey koyuyor Türkiye’nin önüne. ’Ben 1 ay sonra Amerika’ya gideceğim, Başkan Bush’la konuşacağım, birlikte bir şey kararlaştıracağız’ diyor. Çok acınacak bir tablo" sözleriyle tepki gösterdi. Baykal şunları kaydetti:


Başbakan 10 gün önce Amerika’daydı, bir temas dahi kuramadı. İlla 13 kişinin dün ölmesi mi gerekiyordu? Amerika’da 10 gün aile mutluluğunu yaşadı. Başkan Bush’la bir temas yok. Bir ay sonrasını bekleyeceğiz, Bush’la konuşacak, Bush’u ikna edecek. Bütün bunlar karşısında Bush, yıllardır gerekeni yapmamış. Bize ’hayır’ diyen insanlar, gücünü oradan alıyor. Bu ne kafadır, ne anlayıştır? Türkiye terörle mücadele konusunda haklılığının gereğini yapma iradesine sahip değil. Bunu da yakaladılar, oynuyorlar şimdi Türkiye’yle. Türkiye’de iktidarın terör konusundaki zafiyetinin bedelini, yeni yeni kurbanlar, şehitler vererek ödemeye devam ediyoruz.

Maalesef DTP, PKK ve terör faaliyeti karşısında teslimiyetçi bir çizgidedir. Bugün maalesef Türkiye’de belli bir siyasal kadro parlamento içinde ve dışında terörü olağanlaştırma, hazmettirme, meşrulaştırma çabası içindedirler ve teröre karşı Türkiye’nin etkin tedbir alma iradesini zaafa uğratma çabası içindedirler. Siyasiler de maalesef buna katkı yapmaktadır.

CHP’nin gayri resmi televizyonu olarak kabul edilen Halk TV, Şırnak’ta 13 askerin hayatını kaybetmesi sonrasında, Genel Başkanı Deniz Baykal’dan gelen bir emirle şehitlerimizin anısına yayınını bir günlüğüne durdurma kararı aldı. Baykal’ın Halk TV’nin yayınını durdurma kararı, SMS yoluyla da izleyicilere duyuruldu.

Kaynak:www.stratejihaber.com



İFADELER ve İDEOLOJİK ARKA PLANLARI – 2 (Şiddet ve Savaş)

İFADELER ve İDEOLOJİK ARKA PLANLARI – 2

ŞİDDET ve SAVAŞ

Şiddet, birçok bilim adamının belirttiği üzere, insanın cinsellikle birlikte önemli içgüdülerinden birisidir. Freud’a göre insan doğası gereği saldırgandır. Fakat insan bu saldırgan tutumunu sahip olduğu akıl ile ehlileştirebilir. Uygarlığın, akıl çağının insanın bu saldırganlık güdüsünü ehlileştirme çabası sonucu oluştuğunu ifade eder. Freud’da şiddet tek tek bireyler üzerinden değerlendirilir. Marx ve Lenin saldırganlığın ve savaşların emperyalist-kapitalist sistemin yapısından dolayı var olduğunu bu sistemden kurtulduğumuz zaman; sosyalizm ve ardından gelen komünist sistemde özel mülkiyet ve sermaye olmayacağı için, kolektif yaşam sonucu insanın bu saldırganlık durumundan kurtulacağını belirtirler. Marx ve Lenin, saldırganlık durumunu Freud’dan farklı olarak birey üzerinden değil de sistemin yapısından, araçlarından, kurumlarından yola çıkarak bir değerlendirme yaparlar.

Şiddet ve savaş ifadeleri birlikte ve yan yana çok anılır. Bu iki ifadenin birlikte anılması zihinlerde farklı algılara neden olabiliyor. Şiddet zaten insanın doğasında mevcut olan bir güdüydü, o zaman dünyanın her tarafında yaşanan bu şiddet olayları da anlaşılabilir ve hak verilebilir bir şeydir. Birisi size şiddet uyguladığında doğallığında sizde tepkisini verirsiniz. Aynı şey neden devletler içinde geçerli olmasın ki. Altını çizdiğimiz sözcüğe dikkat! Son zamanlarda medya organlarında bu ifadeye sık sık yer veriliyor. “Irak’ta yaşanan şiddet olaylarında… kişi öldü.” “ Filistin’de yaşanan çatışmalarda İsrail ordusunun aşırı şiddet kullanması uluslararası camiada eleştirildi”. Buna benzer birçok örneği sayabiliriz. Savaş ve saldırganlık emperyalist-kapitalist sistem için vazgeçilmezdir, onun için kaçınılmazdır. Var olabilmesi, ayakta kalabilmesi ve büyümesi için bunu yapmak zorundadır ama insanlık için kaçınılmaz değildir. Savaş her türlü kirli değeri ve insanlık dışılığı içinde barındırır; tecavüz, katliam, soykırım, işkence… Savaşı, onu insanileştiren, ufaltan, kanıksamamıza neden olan şiddet olgusuyla açıklayamayız. Dikkat edilirse kapitalizmin ideologları savaşların nedeni olarak liderleri ve buna bağlı olarak onların ruhsal yapılarını ortaya koyarak açıklamaya çalışırlar. Dünyayı 2. dünya savaşında kana bulayan Alman Faşizmini, sadece Hitler’in ruhsal yapısını ortaya koyarak, ondaki şiddet eğilimini belirterek kişi üzerinden değerlendirilmeye gidiliyor. Bugün de Irak’ta yaşanan savaşın nedeni olarak George W. Bush gösteriliyor. Muhalifler Bush’un ne kadar aptal, zekâ seviyesinin düşük olduğunu, ırkçı ve şiddet eğiliminde olduğunu ortaya koyarak savaş karşıtlığı yapıyorlar. ABD ve diğer emperyalist ülkelerde savaşlara karar veren liderin kendisi değildir. O devletin sermaye sahipleri ve onlarla işbirliği içinde olan resmi ve sivil toplumcu kurumlar aracılığıyla savaşa karar verilir. Suçlu olarak bir kişinin gösterilmesi, emperyalist sistemin gerçek yüzünü ve emellerini gizlemeye yarıyor.
Artan yoksullaşma ile birlikte suç oranı da ona paralel olarak artıyor. Toplumbilimcilerin açıkladığı gibi, toplum şiddet kültürünün içinde boğulmaktadır. İktidarın sömürü politikası, değerlerle oynaması ve zapturaptı sonucu insanlar bunun etkisini psikolojik ve fiziksel olarak hissediyorlar. Bireyde oluşan tepkisel hareket kendisine, ailesine ve çevresine yönelmekte ve zarar vermekte. Egemenler ise toplumda artan bu şiddete karşı yasalarda cezaları daha fazla arttırarak çözüm aramaya çalışıyor. Fakat hiçbir yasal düzenleme sorunu doğuran nedenlere çözüm olmadığı için bireyin uyguladığı şiddet günden güne artıyor ve herkes adalet mekanizması işlemediği için kendi adaletini dağıtıyor. Şiddet asıl bunu doğuran sistemin kendisine yönelmediğinden egemenlere zarar değil tersine toplumsal körleşmeye neden olduğu için onun devamını sağlamada yarar görüyor. Kendilerini muhalif olarak adlandıran birçok kuruluş ve kişi yaşanan bu sömürüye, savaşa, haksızlıklara karşı insanlara “demokratik yollardan çözüm arayın, hiçbir şiddet olayına karışmayın” vaazlarını öğütlüyor. Tüm bunları yaratan bir sisteme; milyonlarca askere, polise, uçaklara, helikoptere, tanklara, bombalara, kurumlara ve araçlarına karşı sadece demokratik yollardan çözüm aramayla bunun çözüme kavuşacağını düşünmek safdillik olur. Meydanı boş bulan (sol) liberaller, emperyalist-kapitalist sisteme karşı mücadele eden insanlara yine tampon görevi yaparak, sömürü sistemini yıkmayı, yerine eşitlikçi ve hakkaniyet içinde bir sistem oluşturmak için kendi içinde bir sistematiği, stratejisi, yöntemi, bilgi birikimi olan devrimci şiddet ifadesini ellerinin tersiyle itmekte, bunun insanlık karşıtı bir durum olduğunu ve terörizmle eşdeğer olduğunu zihinlerimize çivi gibi çakmaya çalışmaktalar. Devrimci şiddet insanı hedefine alan, değerlerine zarar veren, yakıp yıkan tahripçi bir ifade değildir. Sistemin savaş, saldırma, sömürü, sahip olma, ele geçirme politikası sonucu bireyde ve toplumda oluşan öfke ve şiddetin yine o sistemi değiştirmek için kullanılmasıdır.

Toplum mühendisleri bir yandan savaş ifadesini şiddet ifadesiyle yer değiştirerek bunu olumlamamızı sağlarken, diğer yandan elinde yalnızca onuru, şerefi kalan tüm yakınlarını kaybeden, ülkesi yerle bir olan insanların mücadelesini, kendilerini feda etmesini, yaptıkları analizler sonucu hasta ruhlu terörist diye anması, geniş yığınların sisteme karşı tepkisel davranışlarını daha baştan engellemekte, aynı zamanda mücadele eden insanlara karşı sırtlarını dönmesine de neden olmakta.
Fırat Erdoğan

-----------------------------

Tarih 26 Nisan 1937. Alman ve İtalyan faşist orduları, İspanya'da devrimci mücadele sırasında faşistler solun güçlü olduğu yerlerde yenilgiye uğrayınca Franco yönetimine destek vermek amacıyla İspanya'nın Guernica kasabasını bombalarlar ve binlerce kişi katledilir. İspanyol ressam Pablo Picasso bu sömürgeci savaşın vahşi, yok edici yüzünü göstermek için Guernica adlı tablosunu yapar.

Tarih 27 Ocak 2003. Yer ABD, New York şehri, BM binası. BM Güvenlik Konseyi girişindeki Picasso'nun Guernica tablosu, o zamanın dışişleri bakanı olan Collin Pawell’ın Irak savaşı hakkında konuşma yapacağı için “Kameralar için bu tablo uygun bir fon oluşturmuyor” denilerek üstüne mavi bir perde atılarak kapatıldı.